Merhaba hepiniz hoş geldiniz,
Öncelikle bizi bugün burada yalnız bırakmadığınız için Duvara Karşı Tiyatro Topluluğu olarak hepinize tek tek teşekkür ediyoruz. Açılışı bu video ile yapmak istedik çünkü; geçen sezon oyunumuz olan “Karanlıkta Uyananlar”ı izlemiş olanlar bilir ki her oyunun sonunda ONUR’u biz bu video ile aramıza taşıdık. ONUR KURTULUŞ’a ve tüm karanlıkta uyananlara ithaf ettik oyunumuzu. Ve bu sezonu da ONUR’la açmak istedik. ONUR’u kaybedişimizin yıldönümünü değil, bu tarihi yani 10 Ekim’i seçtik. Çünkü biz onu kaybedişimizi anmak değil, ONUR’un doğum gününü kutlamak istiyoruz. Tarihimizin en zor, en uzun, en hüzünlü, aynı zamanda en coşkulu ve ONUR’lu hazırlık ve prova sürecini geçirdik. Bu etkinliğin düzenlenmesinde destek ve katkılarıyla bize güç veren tüm dostlarımıza sonsuz teşekkür ediyoruz.
Ve bir mektubumuz var Duvara Karşı’dan ONUR’a, sizinle paylaşmak istediğimiz;
Sevgili dost, arkadaş, kardeş, yoldaş…
Bugün 23 yaşına girerken sen, tüm dostların ve tüm dostlarımızla 14 aylık yokluğuna daha soğukkanlı bir sesleniş yapmak isteği bu… Neler oldu bilsen yokluğundan beri… Sinop’ta sırtını Karadeniz’in dağlarına dayayıp bırakırken seni “Bize ölüm yok” diyen dilimizin ardında yüzbinlerin, milyonların olduğunu aylar sonra Haziran Direnişinde beraber bağırırken sokaklarda gördük. Sende vardın. Hatta sen onlardan biriydin: yaratıcı, neşeli, direnişçi, yakışıklı, 22 yaşında… Gezi Parkında herkesi hayretlere düşüren 90 kuşağıydın sen. Senin Beşiktaş’ın Çarşı bayrakları ile Taksim’e girerken, oradaydın. İzmir’de barikatta savaşırken gördük seni… İzmir’de Tomaların üzerine doğru yürürken sen, müzik yapan arkadaşlarımız vardı. Duyar gibi olduk kulaklarına fısıldadığını “Abi şöyle neşeli bir Karadeniz türküsü çalsana be…”
Pek çoğumuz yaşamında ilk kez bu kadar yakınında hissetti kaybetmenin acısını seninle. Bu töreni senden öğrendik. Seni İzmir’den son kez yolcularken, kimimizin elinde odandan aşırdığımız birkaç parça eşyanla, sokakta yankılanan alkış sesini duyduğumuzda özendik öyle gönderilmeye. Verip de tutamadığımız sözler, düğüm oldu dolandı dilimize… Boynumuzun borcu bildik sonra “Karanlıkta Uyananlar”ı oynamayı. Tamamlanmasını beklemeden okumak için yanıp tutuştuğun oyun metni bittiğinde “Ekrem” olarak çıktın karşımıza bu kez. Olsa dedik hep beraber “Ekrem’i ne güzel oynardı.” Karanlıkta işten çıkıp, tiyatroya koşan kimi zaman yetişemeyecek kadar yorgun ve geç olan sen, aynı zamanda karanlıkta uyanan olan Ekrem’din. Her oyunun sonunda seni andığımızda, seni alkışlayan yüzlerce kişi vardı. Ve seninle aynı sahneyi paylaşacak olan tanıdığın ve tanıma fırsatın olmadığı 26 kişiydik, göz yaşlarını kimi zaman tutan yada tutamayan… Hüzünden değil, ONUR’dan.
En son seni kaybedişimizin yılına varmazdan 1 ay önce 10 Temmuz’da kaybettiğimiz Ali İsmail Korkmaz’da gördük seni. Ne çok benziyordu sana. Annesinin acısında anneni gördük. Onu uğurlayanların öfkesinde bizim öfkemizi, senin öfkeni gördük. 31 Mayıs’dan beri o kadar görünür oldun ki bize, elinde bayraklı kızı sürükleyen diğer bayraklıydın. Tomanın önünde dans edendin. Çarşı bayrağıyla Taksim’e girendin. Gezi Parkı’nın basamaklarında, elinde simidi, suratında maskesi ve eldivenleri ile oturan sokak çocuğuydun. Feyz oldu, feyz oldun direniş oyunu yaptık üzerine…
Mahalle mahalle dolaşırken bu oyunla İzmir sokaklarında, selam ettik seninle birlikte tüm direnenlere… Umut Direnişte diye… Direniş oyunları oynandı, direniş dansları, direniş resimleri, direniş heykelleri, direniş şarkıları, direniş marşları söylendi meydanlarda hep bir ağızdan. Biz direnmeyi de, dövüşmeyi de daha bir öğrendik sanki Hazirandan beri…
Ve yitirdiklerimiz de oldu, senin gibi gencecik, hayat dolu, güleç… Gülümseyen yüzleri acımız oldu ilkin, sonrasında umudumuz, direncimiz, öfkemiz. Ahmet’i kaybettik en son, öncesinde Ali’yi, Ethem’i, Medeni’yi, Abdullah’ı, Mehmet’i… Roboski’de, Reyhanlı’da, Rojova’da katledildik… Bilirsin nasıl fütursuzca, kaypakça, alçakça geldiklerini üzerimize… Gerçek süsü verilen tiyatro oyunları izledik… Kan üzerinden yazılmış senaryolar, kötü oyuncularla kötü oynanmış ağlama filmleri izledik, ölülerimizin gölgesinde. Sen de bilirsin katledilişini Erdal Eren’in… titizce planlanmış final için, itina ile yaş büyüten ucuz senaryosunu devletin… Bilirsin Ceylan Özkol’u… Uğur Kaymaz’ın, 12 yaşında yaşından büyük 13 kurşunla, 12 duruşma sonucunda suçlu ilan edilişini… Katilleri aramızda. Hepsinin
katilleri aramızda! Bitmedi, bitmeyecek bu kavga, yeryüzü aşkın yüzü, yeryüzü gerçeğin yüzü oluncaya dek…
Ve ölülerimiz yetmiyormuş gibi, tel örgülerin ardında tutulan dostların, dostlarımız var. Her Cumartesi İstanbul’da, İzmir’de tutsak çocukları için eylem yapan, yüreği yangı yeri annelerimiz, ailelerimiz var. “ Ve onların…Kanunları var onların, kararnameleri var, Kaleleri var onların ve zindanları, Yargıçları var ve de gardiyanları, Ne sanırlar bizi avuçlarının içine mi alacaklar? Gazeteleri var onların, kitapları var, Hiç konuşturmamak isterler bizi, din adamları var ve de profesörleri, Gerçeklerden bu kadar mı korkarlar? Topları var onların, savaş uçakları var, Tomaları, gazları, kimyasalları var, Polisleri var ve de askerleri. Düşmanları bu kadar mı güçlü onların? Görürler yakında, yok olmazdan önce, Bunların hiç biri bir işe yaramayacak, ama hiç biri.”
Hayatımızdan hiç çıkmamışken, yüzbinler olarak hayatımıza geri dönmenin mutluluğunu yaşıyoruz şimdilerde. Evlerimize girip seni anıştıran eşyaların arasına yerleştirilmiş fotoğrafını gördüğümüzde, atölyemize girip duvara çivilenmiş ayakkabılarının yanında gülümsediğin fotoğrafına baktığımızda, yüzümüzde oluşan acı yerini seni tanmış ve tanıyor olmanın ONUR’una bırakıyor artık. Ve yaşadığımız dönem bir kez daha doğruluyor kendini “Bize Ölüm Yok”…
Biz var olduğumuz sürece yüreklerimizde, Duvara Karşı Tiyatro Topluluğu’nun tarihinde ise sonsuza kadar yaşayacaksın sevgili yoldaş…