‘Faili meşhur’ bir ölüm…

ERKAN ÇINAR İZMİR

Kaynak: BirGün

‘Büyük insanlığın” ortak mutluluğuydu, onun da mutluluğunun yegâne yolu. Çarpıklıklara, adaletsizliklere sessiz kalmıyor, okuyor, yazıyordu. Duvara Karşı Tiyatro Topluluğu’nun ortak üretimlerinde onun da payı vardı. Şüpheli biçimde hayatını kaybettiği zaman, yani 1997 yılında 19 yaşındaydı Ali Serkan Eroğlu. Ege Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümü 2. sınıf öğrencisiydi. 23 Aralık sabahından sonra 34 saat boyunca kimse görmemişti Serkan’ı. Ta ki 24 Ara-lık’ta, saat 18’de öğrenimini gördüğü okulun tuvaletinde, temizlik görevlileri tarafından cesedi bulununcaya dek. Serkan’ı iki gün boyunca kimse görmemişti, öyle ki okula girerken dahi ne tesadüftür ki(!) hiçbir arkadaşına rastlamamıştı. Ölümünün ardından üniversite yönetimi, asılı bulunduğu tuvaletin 24 Aralık sabahı temizlendiğini söylemişti. Oysa ilk tespitler Serkan’ın bedeni bulunmadan 24 saat önce hayatını kaybettiğine işaret ediyordu.

Fakültenin tuvaletinde asılı bulunmadan 20 gün önce İnsan Hakları Derneği İzmir Şubesi ile İzmir Cumhuriyet Başsavcılığına başvurmuş ve 27 Kasım 1997 tarihinde Karşıyaka İskelesi’nden sivil polisler tarafından gözaltına alınıp Terörle Mücadele Şu-besi’ne götürüldüğünü, burada kendisine ajanlık teklif edildiğini, ancak bunu reddetmesi üzerine tehdit ve işkenceye maruz kaldığını belirtmiş, o günden sonra başına geleceklerden Terörle Mücadele Şubesi’nde görevli polislerin sorumlu olacağını dile getirmişti.

Eroğlu, ayrıca 8 Aralık tarihinde İzmir Tabip Odası’na başvurarak muayene olmuş ve sağlam olduğuna, herhangi bir rahatsızlığı olmadığına dair sağlık raporu almıştı. 1997 yılının kasım ayı içerisinde Ege Üni-versitesi’nde öğrenim gören 6 öğrencinin daha aynı gerekçeyle İHD’ye başvurması da dikkat çekiciydi.

‘SAKIN OTOPSİ YAPTIRMAYIN’

Serkan Eroğlu, doktor olan ablası Aylin Eroğlu’nun kendisini götürdüğü otopsi operasyonunun ardından yazdığı bir yazıda “Siz siz olun, doğru dürüst ölün, kendinize sakın otopsi yaptırmayın” demişti. Ancak kendi bedeni, şüpheli ölümünün ardından Adli Tıp Kurumu’nda otopsiden geçirilmiş ve alınan kan örneğini inceleyen İstanbul Adli Tıp Kurumu’nun 20 Mart 1998 tarihli raporuna göre kanında y,^ mg/ di oranında, yani bir insanı bayıltacak miktar olan 7 mg/dl’nin üzerinde kloroform ve etanol bulunmuştu. Rapora göre asılma olayı, kloroform koklatılarak bayıltılmasından sonra gerçekleşmişti. Ölümün ardından, Serkan’ın ölü bulunduğu tuvalette parmak izi incelemesi yapılmamış, dönemin İzmir Emniyet Müdürü Ahmet Demir daha soruşturma sonuçlanmadan ölümün ‘intihar’ sonucu gerçekleştiğini belirtmişti.

MECLİS’E DE TAŞINDI

Kendisini çantasının kayısıyla astığı belirtilen Serkan Eroğlu’nun kayışı, jilet veya bıçak benzeri bir aletle kestiği saptanmış, ancak üzerinde veya yakınında kesici hiçbir alet bulunamamıştı. Ayrıca fakültenin mesai saatleri dışında sadece manyetik kart ile açılan kapısının olay günü mesai saatinden sonra açılıp açılmadığına dair araştırma da yapılmamıştı.

Dönemin CHP İzmir Milletvekili Veli Ak-soy, meclise olayla ilgili yazılı soru önergesi vermiş, önergeyi yanıtlayan İçişleri Bakanı Murat Başesgioğlu, Serkan Eroğlu’nun polis tarafından gözaltına alınmadığını ve hakkında herhangi bir işlem yapılmadığını iddia etmişti. Serkan Eroğlu bir yazısında “Yazdıklarımla aileme, özellikle de babama ‘haklıymışsın’ dedirteceğim” diyordu. Serkan’ın ölümünden sonra anısına yayınlanan ‘Çiçeğin Gözü Yıldızlardaydı’ kitabının önsözünde, baba Ahmet Eroğlu “Haklıymışsın Serkan’ım” diyerek duygularını yazıya dökmüştü. Serkan’ı arkadaşları, sevenleri unutmamış, ölümünün aydınlatılmasını isteyen arkadaşlarının eylemlerine İzmir polisi sert biçimde müdahale etmiş, onlarca öğrenci gözaltına alınmış, bir kısmı da tutuklanmıştı. Son olarak iki sene önce yapılan anma etkinliğine müdahale eden İzmir polisi, fakülte koridorlarına kadar girerek öğrencileri tartaklamış, öğretim görevlileri ile karşı karşıya gelmişti.

‘DEVLET DERSİNDE ÖLDÜRÜLMÜŞTÜR’

Serkan’ın ölümünün üzerinden 10 yıl geçti, ancak geçen her sene kapatılan dosyanın üzerindeki tozların biraz daha artmasından başka bir şeye yaramadı. Sevenlerinin yaraları hâlâ taze. Bugün yaşasaydı 29 yaşında olacaktı Serkan, ismini belki de hiç duymamış, belki de tiyatro sahnesinden tanır olacaktık. Ve bu satırların yerinde başka bir haber yer alacaktı.

Ölümü, adliye raflarındaki dava dosyasında ‘faili meçhul bir intihar(!)’ olarak kalmaya devam etse de, arkadaşlarının, ailesinin, yoldaşlarının zihinlerinde, kısaca ‘resmi belge gerçeklikleri’ni olduğu gibi kabullenmeyen, sorgulama yetisini yitirmeyen zihinlerde hep “faili meşhur” kalacak.

Ece Ayhan’ın, 14 Aralık 1969 tarihinde okulunun önünde öldürülen Yıldız Devlet Mühendislik ve Mimarlık Akademisi öğrencisi Battal Mehetoğlu’na ithafen yazdığı ‘Meçhul Öğrenci Anıtı’ şiirinin dizeleriyse Serkan ve diğer tüm meçhul öğrencilere yazılmış gibi: “Buraya bakın, burada, bu kara mermerin altında/ bir teneffüs daha yaşasaydı/ tabiattan tahtaya kalkacak bir çocuk gömülüdür/ devlet dersinde öldürülmüştür…”

Scroll to Top